Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (in dubio pro reo) Nedir? – Yargıtay Kararları (Örneklerle)

Anasayfa | Makaleler
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (in dubio pro reo) Nedir? – Yargıtay Kararları (Örneklerle)

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (in dubio pro reo) Nedir? – Yargıtay Kararları (Örneklerle)

Giriş

Ceza yargılaması, bireylerin en temel hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren, toplumun adalet anlayışını şekillendiren ve hukuk devleti ilkesinin işlerliğini ortaya koyan bir süreçtir. Bu süreçte, sanığın suçlu olup olmadığının belirlenmesi yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından değil, aynı zamanda adaletin sağlanması ve bireylerin devlete olan güveninin korunması bakımından da büyük önem taşır. İşte bu noktada, hem ulusal hem de uluslararası hukuk sistemlerinde kabul edilen ve ceza muhakemesinin temel taşlarından biri olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi devreye girer.

Latince kökenli bu ilke, sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesi için delillerin kuşkuya yer bırakmayacak kesinlikte ortaya konulması gerektiğini ifade eder. Başka bir deyişle, ceza mahkûmiyetinin kurulabilmesi için ihtimaller, varsayımlar veya kuşkulu değerlendirmeler yeterli değildir; mahkemenin vicdani kanaatinin, dosyadaki delillerin bütünlüğünden hareketle hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde oluşması zorunludur. Bu kural, yalnızca sanık lehine bir tercih değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının doğal bir sonucudur.

Türk hukukunda Anayasa’nın 38. maddesi, CMK’nın 223/2-e hükmü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, bu ilkenin zorunlu bir uygulama olduğu, mahkemenin şüpheyi giderememesi halinde beraat kararı vermekten başka bir seçeneği bulunmadığı açıkça ortaya çıkar. Nitekim Yargıtay da pek çok kararında, ceza muhakemesinin amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğunu, ancak bu gerçeğe ulaşılamadığı hallerde masumiyet karinesi ve şüpheden yararlanma ilkesinin öncelikli olarak uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.


Hukuki Dayanak ve Normatif Çerçeve

“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, yalnızca doktrinsel bir görüş ya da mahkeme uygulaması değildir; hem uluslararası sözleşmelerde hem de ulusal mevzuatımızda açıkça düzenlenmiş, bağlayıcı bir hukuk normu niteliği taşır. İlkenin kaynağı masumiyet karinesidir ve bu karinenin bir yansıması olarak ceza yargılamasında kuşkunun sanık lehine değerlendirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.

Anayasal Düzenleme

Anayasa m. 38/4: “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki bu düzenleme, masumiyet karinesinin doğrudan yansımasıdır. Burada yalnızca şüpheden sanık yararlanır ilkesine değil, aynı zamanda mahkûmiyetin “hükmen sabit olma” şartına da vurgu yapılmaktadır. Yani, bir kişinin suçlu sayılabilmesi için yalnızca iddia yeterli değildir; bu iddia, yargılama sonunda kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ispat edilmelidir.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, ceza muhakemesinde sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için kuşkunun tamamen ortadan kaldırılması gerektiği ortaya çıkar. Eğer deliller arasında çelişki varsa, tanık beyanları arasında farklılıklar bulunuyorsa ya da bilirkişi raporları tatmin edici değilse, bu şüphelerin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. İlke gereği, her türlü kuşku sanık lehine değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi bir mahkeme inisiyatifi değil, anayasal, kanuni ve uluslararası hukukla güvence altına alınmış bağlayıcı bir yükümlülük niteliğindedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu Düzenlemeleri

CMK m. 223/2-e: “Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâlinde beraatine karar verilir.”
Bu hüküm, şüpheden sanık yararlanır ilkesini doğrudan iç hukuka yansıtmaktadır. Yani, suçun sabit olmaması —başka bir deyişle, kuşkunun giderilememesi— durumunda beraat kararı verilmesi bir zorunluluktur.

CMK m. 217/2: “Hüküm, ancak duruşmada tartışılan ve hukuka uygun elde edilmiş delile dayanır.”
Mahkeme, kararını yalnızca usulüne uygun şekilde elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delillere dayandırabilir. Delillerin yasak yöntemlerle elde edilmesi ya da sanığın savunma hakkını ihlal edecek şekilde dosyaya dahil edilmesi halinde, bu delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Bu kural, aynı zamanda şüpheden yararlanma ilkesinin işlerlik kazanmasını sağlayan önemli bir güvencedir.

CMK m. 230/1-b: “Mahkûmiyet gerekçesinde, delillerin tartışılması ve mahkemenin ulaştığı sonuç açıkça gösterilmelidir.”
Mahkeme, bir sanık hakkında mahkûmiyet kararı verdiğinde, hangi delilleri nasıl değerlendirdiğini, hangi gerekçelerle sonuca ulaştığını açıkça ortaya koymak zorundadır. Gerekçesiz veya soyut ifadelerle kurulan kararlar, hem gerekçe hakkını ihlal eder hem de şüpheden sanık yararlanır ilkesine aykırılık teşkil eder.

Uluslararası Hukuk Düzenlemesi

AİHS m. 6/2: “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bu hükmü, masumiyet karinesini uluslararası düzeyde güvence altına almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında da sıkça vurgulandığı üzere, sanığın suçluluğu ispat edilemediği sürece şüphe sanık lehine yorumlanmalı; aksi halde adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olur. Türkiye’nin taraf olduğu bu sözleşme, Anayasa’nın 90. maddesi gereği iç hukukta da bağlayıcıdır.


İlkenin Kapsamı ve İspat Standardı

Ceza muhakemesinde “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, yalnızca bir kural değil, aynı zamanda adil yargılanmanın temel güvencesidir. İlkenin kapsamı, ispat yükünün kimde olduğu, delillerin hangi standarda göre değerlendirileceği, susma hakkının etkisi ve delil çeşitlerinin güvenilirliği gibi kritik alanları kapsar.

1. İspat Yükü İddia Makamındadır

Ceza yargılamasında ispat yükü, sanıkta değil **iddia makamında (savcıda)**dır. Sanığın masumiyetini “kanıtlaması” beklenemez. Masumiyet karinesi gereğince, kişi suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar masum sayılır. Dolayısıyla savcılık makamı, suçun sanık tarafından işlendiğini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ispat etmekle yükümlüdür. Sanığın sessiz kalması, eksik savunma yapması ya da delil sunmaması, iddia makamının ispat yükünü ortadan kaldırmaz.

2. Delil Standardı: “Makul Şüphenin Ötesi”

Ceza muhakemesinde aranılan delil standardı, **“makul şüphenin ötesi”**dir. Bu, Anglo-Sakson hukukunda “beyond a reasonable doubt” olarak ifade edilen ve Türk hukukunda da kabul gören ölçüttür. Varsayımlar, ihtimaller, yorumlar veya soyut çıkarımlar mahkûmiyet için yeterli değildir. Mahkeme, vicdani kanaatini oluştururken somut, objektif ve güvenilir delillere dayanmak zorundadır. Eğer dosyada sanığın suçluluğunu kesin şekilde ortaya koyan deliller yoksa, kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerekir.

3. Çelişkili Delil ve Aydınlatılmamış Boşluklar

Ceza yargılamasında çoğu zaman deliller arasında çelişkiler veya açıklığa kavuşturulamamış boşluklar bulunur. Örneğin, tanık beyanlarının birbiriyle çelişmesi, HTS kayıtları ile kamera görüntülerinin örtüşmemesi ya da bilirkişi raporlarında ciddi metodolojik eksiklikler bulunması halinde, mahkeme bu çelişkileri gidermeden mahkûmiyet kararı veremez. Aydınlatılamayan her boşluk, sanığın lehine yorumlanmak zorundadır. Yargıtay da birçok kararında, çelişkili ve yetersiz delillere dayanarak mahkûmiyet kurulamayacağını, şüphe durumunda beraat kararı verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

4. Susma Hakkının Etkisi (CMK m. 147)

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. maddesi gereğince sanık, susma hakkına sahiptir ve bu hakkını kullanması aleyhine yorumlanamaz. Sanığın susması, ne suçluluğunu ispat eder ne de şüpheyi derinleştirir. Suskunluk, yalnızca sanığın savunma stratejisinin bir tercihi olup, yargılamada ispat külfetini iddia makamından sanığa taşımaz. Dolayısıyla, delil yetersizliği bulunan bir dosyada sanığın susmuş olması, kuşkunun sanık aleyhine değerlendirilmesi sonucunu doğuramaz.

5. Tek Başına Tanık veya Mağdur Anlatımı

Uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri de, tek başına tanık veya mağdur anlatımının mahkûmiyet için yeterli olup olmadığıdır. Yargıtay kararlarına göre, tek başına bir anlatım mahkûmiyet için yeterli olabilir; ancak bunun için bazı şartların sağlanması gerekir:

  • Beyanların tutarlı ve istikrarlı olması,

  • Çelişkilerin bulunmaması,

  • Anlatımların hayatın olağan akışına uygun olması,

  • Dışsal delillerle desteklenmesi.

Eğer bu unsurlar yoksa, tek başına tanık veya mağdur anlatımı kuşkunun giderilmesine yetmez. Özellikle çelişkili, değişken ya da telkin altında alınmış beyanlara dayanılarak mahkûmiyet kurulamaz. Bu tür durumlarda, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulanmalı ve sanık beraat ettirilmelidir.


Uygulamada Sık Görülen Sorunlar ve Ölçütler

Ceza yargılamasında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin en fazla gündeme geldiği alan, delil değerlendirmesi aşamasıdır. Mahkemelerin gerekçelerinde kullandığı ifadeler, delillerin toplanma biçimi, raporların niteliği veya tanık anlatımlarının güvenilirliği çoğu zaman tartışma konusu olmakta, kuşku giderilemediğinde sanık lehine karar verilmesi zorunlu hale gelmektedir. Yargıtay içtihatları da bu noktada oldukça zengin bir rehber sunmaktadır. Uygulamada özellikle aşağıdaki sorunlar öne çıkmaktadır:

1. “Klişe Gerekçe” ile Artırım veya Mahkûmiyet

Mahkemeler bazı kararlarında, “suçun işleniş şekli, kastın yoğunluğu, mağdur sayısının fazlalığı, zararın ağırlığı” gibi genel ifadeler kullanmakta, ancak bu ifadeleri somut vakıalarla desteklememektedir. Örneğin hangi mağdurun hangi zarara uğradığı, kastın yoğunluğunu gösteren hangi somut davranışın bulunduğu açıklanmadığında, bu gerekçeler soyut kalır. Bu tür klişe gerekçeler, Yargıtay tarafından şüpheyi gidermediği için bozma nedeni sayılmaktadır. Zira, cezanın alt sınırdan uzaklaştırılması ya da mahkûmiyetin gerekçelendirilmesi ancak somut olgulara dayanılarak yapılabilir. Aksi halde hüküm, CMK m. 230’daki gerekçe zorunluluğuna da aykırı hale gelir.

2. Dolaylı (Endirekt) Deliller Zinciri

Bazı dosyalarda doğrudan suçun işlendiğine dair delil bulunmaz; mahkeme “endirekt deliller zinciri” üzerinden sonuca ulaşmaya çalışır. Bu durumda zincirin her halkasının sağlam olması gerekir. Eğer zincirin bir halkasında boşluk varsa, örneğin sanığın olay yerinde bulunduğu iddiası kamera kaydıyla doğrulanamıyorsa veya HTS kayıtlarıyla desteklenemiyorsa, zincir bütünlüğünü kaybeder. Bu eksiklik, şüphe doğurur ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca beraat sonucunu doğurur. Yargıtay kararlarında da defalarca belirtildiği üzere, eksik ve çelişkili delillerden kesin kanaat çıkarmak mümkün değildir.

3. HTS, Kamera ve Lojistik Veriler

Son yıllarda ceza yargılamasında en çok tartışılan konulardan biri de teknolojik verilerdir. HTS kayıtları, baz istasyonu sinyalleri, kamera görüntüleri, araç takip sistemleri veya lojistik bilgiler sanığın olayla bağlantısını göstermek için kullanılmaktadır. Ancak bu verilerde zamansal-uzamsal uyum aranır. Bir verinin teknik olarak kesinlik ifade etmediği, saat farkı, GPS sapması, kamera açısı veya kayıt kalitesi gibi nedenlerle güvenilirliğini yitirdiği hallerde, boşluklar sanık lehine yorumlanır. Örneğin HTS kaydı sanığın belirli bir bölgede bulunduğunu gösterse bile, bu veri tek başına suçun işlendiğini kesinleştirmez. Mahkemenin, kamera ve tanık beyanlarıyla desteklenmeyen bir HTS kaydı üzerinden mahkûmiyet kurması, kuşkunun giderilemediği anlamına gelir.

4. Bilirkişi Raporları

Bilirkişi raporları, teknik konularda mahkemeye yol gösterici olsa da, raporun yöntemi, veri seti ve çıkarımları titizlikle incelenmelidir. Bilirkişinin hangi kriterlere göre değerlendirme yaptığı, hangi bilimsel yöntemleri kullandığı açıklanmadığında, raporun ikna ediciliği zayıflar. Ayrıca bilirkişi raporları, mahkemenin delilleri serbestçe takdir etme yetkisini ortadan kaldırmaz; mahkeme, raporun mantıksal tutarlılığını irdelemek zorundadır. Eğer rapor sanığın aleyhine olmasına rağmen ciddi boşluklar içeriyorsa, kuşku devam ediyor demektir. Bu durumda beraat kararı verilmesi gerekir.

5. Teşhis İşlemleri ve Tanık Beyanları

Tanık anlatımları ve teşhis işlemleri, ceza yargılamasında sıkça kullanılan delillerdir. Ancak bu beyanlar telkin ihtimali, görüş koşulları, olaydan geçen süre, tanığın tarafsızlığı gibi pek çok unsurdan etkilenebilir. Tanık beyanları arasında çelişki varsa veya mağdurun beyanları zaman içinde değişiklik gösteriyorsa, bu durum güvenilirliği zedeler. Aynı şekilde, kolluk tarafından yapılan teşhis işlemlerinde usule uyulmamışsa, örneğin teşhis tek kişiye yönlendirilmişse, bu da şüphe doğurur. Yargıtay uygulamalarında, çelişkili ve desteklenmeyen tanık beyanlarının mahkûmiyet için yeterli olmadığı defalarca vurgulanmıştır.


Yargıtay Kararları 

Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2016/1722 K. 2016/5799 T. 07.12.2016: Ceza Muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince "İn dubio pro reo" olarak ifa edilen "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikte ispat edilmesidir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2017/3754 K. 2018/1312 T. 20.02.2018: Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan ''in dubia pro reo'' kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.

Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2018/469 K. 2018/3988 T. 04.10.2018: (... hakkındaki hükme ilişkin Ceza Muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince "İn dubio pro reo" olarak ifade edilen "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikte ispat edilmesidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2009/257 K. 2010/13 T. 02.02.2010: Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen ve masumiyet karinesinin bir uzantısı olan “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki, önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorik de olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2010/88 K. 2010/255 T. 14.12.2010: Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen ve masumiyet karinesinin bir uzantısı olan “kuşkudan sanık yararlanır ilkesi” ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkulu ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir olasılığa değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2019/9590 K. 2020/947 T. 15.01.2020: Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden bir de, öğreti ve uygulamada: "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede: "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2011/387 K. 2012/75 T. 06.03.2012: Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1208 K. 2012/1843 T. 11.12.2012: Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latince, “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Gerçekleşme şekli şüphede kalan ve tam olarak aydınlatılamayan olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada varsayıma dayalı olarak hüküm kurmak anlamına gelir ki, bu durum da yukarıda belirtilen ilkeye açık bir aykırılık oluşturur. O halde ceza muhakemesinde mahkûmiyet, kuvvetli ve zayıf bir ihtimale değil, her türlü şüpheden uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Uygulamada adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1309 K. 2013/258 T. 21.05.2013: Ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır.


Dilekçelerde Strateji: İlke Nasıl İleri Sürülür?

Aşağıdaki başlıkları sistematik kullanmanız önerilir:

  1. Norma Atıf ve Delil Standardı: Anayasa m. 38/4, AİHS m. 6/2, CMK m. 223/2-e ve m. 217/2 birlikte gösterilerek, mahkûmiyet için “kuşkuya yer bırakmayan kesinlik” standardının altı çizilir.

  2. Delil Analizi (Somutlaştırma): Hangi delilin kuşkulu olduğu, hangi çelişkinin giderilemediği, zincirin hangi halkasının eksik kaldığı somut vakalarla belirtilir (tarih-saat, hat numarası, kamera açısı, görüş mesafesi, teşhis koşulları, rapor yöntemi vb.).

  3. Gerekçe Denetimi (CMK m. 230): İlk derece gerekçesinin “klişe/soyut” olup olmadığı, delillerle mantıksal bağ kurup kurmadığı gösterilir.

  4. Alternatif Senaryo ve Mantıksal Olasılık: Dosyadaki verilerin başka türlü oluşa makul imkân verdiği vurgulanır.

  5. Sonuç İstemi: “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca beraat (CMK 223/2-e) veya bozma talep edilir.

“Dosya kapsamındaki [X] tanık beyanları arasında [tarih] ve [tarih] ifadelerinde önemli çelişkiler bulunmakta; HTS analizinin [saat] dilimindeki konum verileri ile kamera kayıtları arasında uzamsal uyumsuzluk giderilememektedir. Delil zinciri makul şüpheyi bertaraf edecek bütünlüğe ulaşmadığından, CMK 223/2-e ve Yargıtay içtihatları uyarınca şüphenin sanık lehine yorumlanması zorunludur.”


Sıkça Sorulan Sorular

1) “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ne zaman devreye girer?
Delil değerlendirmesi sonunda makul şüphenin giderilemediği her durumda. Bu şüphe; çelişkili beyan, eksik zincir, teknik veride boşluk, yöntemsel kusur gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

2) Bu ilke, delil yetersizliği ile aynı şey midir?
Yakındır ama aynı değildir. Delil yetersizliği, iddia makamının ispat külfetini yerine getirememesidir; şüpheden yararlanma ise, kuşkunun giderilememesi sebebiyle sanık lehine sonuç doğuran maddi hukukî bir ilkedir. Beraat nedeni CMK 223/2-e’de açıkça düzenlenmiştir.

3) Susma hakkı bu ilkeyi nasıl etkiler?
Sanığın susması aleyhe delil olarak kullanılamaz. Susma, ispat külfetini sanığa kaydırmaz; kuşkunun giderilememesi hâlinde beraat gündeme gelir.

4) Tek tanık/mağdur anlatımıyla mahkûmiyet kurulabilir mi?
Teorik olarak mümkün olsa da, anlatımın tutarlı, doğal, yaşam deneyimine uygun olması ve dışsal destekleyicilerle güçlenmesi gerekir. Aksi hâlde çelişkiler şüphe oluşturur ve ilke uygulanır.

5) Dolaylı deliller (indirekt delil) yeterli olabilir mi?
Evet; fakat zincirin her halkası sağlam olmalıdır. Bir halkanın zayıflığı bütün zincirin güvenilirliğini sarsar; şüphe sanık lehine yorumlanır.

6) “Makul şüphe” ile “yeterli/kuvvetli şüphe” farkı nedir?
Soruşturma evresinde arama-elkoyma vb. tedbirler için “somut delillere dayanan makul şüphe”, tutuklama için “kuvvetli suç şüphesi” aranır. Mahkûmiyet için ise bu eşiklerin ötesinde, kuşkuya yer bırakmayan kesinlik gerekir.

7) Bilirkişi raporları yeterli mi?
Raporun yöntemi, veri seti, karşılaştırmalı analizi ve çıkarım zinciri şeffaf değilse ikna gücü düşer; metodoloji açık değilse şüphe giderilemez.

8) Kamera/HTS verileri çelişirse ne olur?
Zamansal-uzamsal uyumsuzluklar giderilememişse, boşluk sanık lehine değerlendirilir. Senkronizasyon sorunları (saat farkı, GPS sapması, çerçeve kaybı) titizlikle irdelenmelidir.

9) Mağdur beyanındaki evrim (zamanla değişen anlatım) nasıl değerlendirilir?
Çekirdek olgudaki açıklanamayan değişimler güvenilirliği zayıflatır; tutarlılık ve dış destekleyiciler yoksa kuşku büyür.

10) Gerekçesiz/soyut mahkûmiyet kararına karşı hangi yol izlenir?
Önce istinaf, sonra temyiz; başvurularda CMK 230 gerekçe yükümlülüğünün ihlali, delil tartışmasının yetersizliği ve CMK 223/2-e atfı somutlaştırılmalıdır.

11) İlke, suç vasfının belirlenmesinde de uygulanır mı?
Evet. Olayın gerçekleşme biçimi veya vasıflandırma konusunda şüphe varsa, sanık lehine yorum ilkesi geçerlidir.

12) Şikâyetten vazgeçme/zararın giderilmesi ilkeden bağımsız mıdır?
Bağımsız kurumlar olmakla birlikte, delil durumu kuşkuluysa şüpheden yararlanma ayrı bir beraat/kabul gerekçesi olabilir; ayrıca TCK 168, 62 gibi lehe sonuç doğuran hükümler de tartışılabilir.

13) İlk derece “klişe” gerekçeyle cezayı artırırsa (TCK 61) ne yapılmalı?
Somutlaştırma yapılmadığı; hangi fiilin, hangi zararın, hangi yoğun kastla işlendiği gösterilmediği takdirde bozma talep edilmelidir.

14) “Başka türlü oluş” ne demektir?
Dosya verilerinin makul ölçüde açıklayabildiği alternatif senaryodur. Böyle bir olasılık varlığını koruyorsa kuşku giderilememiş demektir.

15) Sanığın önceki sabıkası şüpheyi giderebilir mi?
Hayır. Kişilik, geçmiş ve benzeri veriler somut olayın ispatı yerine geçmez; sabıka mahkûmiyet için delil olamaz.


Sonuç

Ceza muhakemesi hukukunun özü, bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumakla birlikte toplumda adaletin sağlanmasını hedefler. Ancak adaletin sağlanması, masumiyet karinesinin ve onun ayrılmaz parçası olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesinin göz ardı edilmemesiyle mümkündür. Bu ilke, yalnızca bir usul kuralı değil, aynı zamanda hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının güvencesi olan evrensel bir temel prensiptir.

“Şüpheden sanık yararlanır” kuralı, yargılamada sanığın mahkûm edilmesi için delillerin kesin, açık ve kuşkuya yer bırakmayacak derecede güçlü olmasını şart koşar. Varsayımlar, ihtimaller veya şüphe doğuran yorumlar üzerinden mahkûmiyet kurulması, hukukun temel mantığına aykırıdır. Çünkü ceza yargılamasında amaç, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, aynı zamanda masum bir kişinin cezalandırılmasını önlemektir. Eğer kuşku devam ediyorsa, bu kuşkunun bedelini sanığın ödemesi değil, devletin ve adalet sisteminin üstlenmesi gerekir.

Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, çelişkili tanık beyanları, eksik kalan bilirkişi raporları, HTS ve kamera kayıtları arasındaki tutarsızlıklar, soyut gerekçelerle yapılan cezalandırmalar çoğu zaman sanığın mahkûmiyetine dayanak yapılmakta; ancak Yargıtay, bu gibi durumlarda bozma kararları vererek şüphe ilkesini titizlikle uygulamaktadır. Çünkü ceza muhakemesinin en temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü, kuşkulu ve aydınlatılamamış hususlar bulunduğunda sanığın lehine yorum yapmayı zorunlu kılar.

Bu bağlamda, şüpheden sanık yararlanır ilkesi bir tercih değil, hukuki bir zorunluluktur. Mahkemenin, sanık aleyhine karar verebilmesi için yalnızca güçlü ihtimaller değil, kesin ve açık deliller bulunmalıdır. Aksi halde verilen mahkûmiyet kararları, bireyin temel hak ve özgürlüklerini zedelediği gibi, adalet sistemine olan güveni de derinden sarsar. Ayrıca adli hataların telafisi çoğu zaman mümkün olmadığından, şüphe halinde beraat kararı verilmesi yalnızca birey için değil, toplumun bütünü için de koruyucu bir işlev görür.

Sonuç olarak; mahkûmiyet ancak kuşkuya yer bırakmayan bir kesinlikle ispat edilmiş suçlara dayanabilir. Duruşmada tartışılan delillerin tutarlı, açık, birbirini tamamlayan ve eksiksiz bir bütün oluşturmadığı her durumda, hukuk devleti olmanın gereği olarak sanığın beraatine karar verilmelidir. Zira, adil yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğü ve toplumun adalete olan güveni, bu ilkenin uygulanmasına bağlıdır.


İletişim

📍 Adres: Mahmudiye Mah. Kuvayi Milliye Cad. Gökdelen İş Merkezi No:107, Kat:11, Daire:240-241, Akdeniz/MERSİN
📧 E-posta: info@sinanakalin.av.tr
🌐 Web: https://sinanakalin.av.tr/

0 Yorum

Yorum Bırak

Abone Ol!

Bizden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

© 2025 Av. Sinan Akalın Tüm Hakları Saklıdır.
AYZ Bilgisayar ve Yazılım tarafından geliştirilmiştir.